Uzun süredir sessiz sedasız köşeme çekilmiş bloglarımla ve yazı yazdığım bazı bloglarla ilgileniyordum. Bir yandan da dünyadaki blogları takip ediyorum bu işlem bazen tüm günümü alıyor, RSS okyucum beni, korkunç ‘unreaded post’ skorları ile karşılıyor sabahın ilk saatlerinde… Kendi bloglarım da dahil 13 blog için yazıyorum, kodluyorum, tasarlıyorum, yönetiyorum hatta sadece düşünüyorum bazıları için… Şuanda sıradan bir çok blog yazarının çocuk olduğu dönemlerden kalma, web projelerime baktığımda bu alanda nekadar uzun bir süre ömür tükettiğimi görebiliyorum. 9600bps modemler ile bağlanıp birkaç html kod ve resimden oluşan siteleri upload etmeye çalıştığımız dönemler çok geride kaldı… Blog düzenide birgün popülaritesini yitirecek o zaman sistemde yerini yenisi alacak, tıpkı bir zamanlar en parlak dönemlerini yaşayan forum sistemleri gibi bloglar da bu dönemin en popüler arayüzü diyebilirim. Arayüz diyorum çünkü sadece bir araç bir nevi kitle iletişim araçlarından biri. Forum döneminde de bir kaç forum kurdum bunlardan halen bazıları aktif ve bazı insanlara devredilmiş bir şekilde ilerliyor. O dönemde de şimdiki zamanda olduğu gibi sadece 1 adet Türkçe yayın aracım vardı. 13 blogum var bunlardan sadece 1 tanesi Türkçe çünkü yazının ilerleyen sıkıcı satırları arasında irdelenmiş olan bazı nedenlerden dolayı, Türkçe web arayüzü benim sadece boş vakitlerimde zamanımı en hızlı şekilde değerlendireceğim hobi aracım olarak kalacak ve bu her zaman böyle olacak.

Daha bir çok insanın bilmediği fakat üzerine bloglar kurup sayfalarca yazılar yazdığı WEB 2.0 teknlojisi hızlı değişimin en güzel tetikleyicisidir… Sosyalleşme kavramı insanların içine öyle bir işledi ki sanki birisi çıkıp haydi Sosyalleşelim dercesine, beklermiş herkes… Dünya bir anda sosyalleşme ağında buldu kendini, Web 2.0 mı sosyalleştirdi yoksa sosyalleşme isteğinin karşı konulamaz kuvveti interneti kendine araç mı seçmişti? 7′den 70′e herkes Facebook’ta kavram bile bir yerde bulunma ekini içeriyor(!)… Herkesin olduğu yerde olmak hiç bana göre olmadığından ben orada olmadım. Aynı dalga resim ve video paylaşım siteleri sayesinde oturma odamızı dikizleyen yabancılara kadar ilerledi buradan sonraki yolculuğu korsanı yasallaştıran ve emeğe sayğıya yerlerde süründüren dosya paylaşım siteleri ve warezlerin kanat seslerinin yankılandığı sokak diline dönüştü ve etkili bir biçimde ilerliyordu.
Hile yapmak artık zayıflığın simgesi olmaktan çıkmış ve aklını kullanmak kavramının yerine oturmuştu bile! Dünya sosyalleşiyordu artık ve geri dönüş imkansız bir hal aldı. Olayları birbirine bağlayamayan ve sadece dar düşünen insanlar, sosyalleşme sözcüğünü duyduğu anda, ilgi alanındaki değişimle bağdaştırır, ki dünyanın %99.7‘si buna eğilimli. Dünya da, insanlarla beraber sosyalleşiyordu bunun başlangıcı olarak 11 Eylül 2001‘de Amerika ile sosyalleşmek isteyen eski dostları(!) 2 uçak gönderdi, her alanda sosyalleşme tüm hızı ile diğer alanlara paralel bir şekilde ilerliyordu. Türkçe içerisindeki yabancı kelime sayısı hiç olmadığı kadar arttı son yıllarda, “Full Time” sözcüğünü duyduğumuzda artık bize direk olarak tam zamanlıyı çağrıştırıyordu ama farkedemiyorduk bile, istesekte istemesekte artık ingilizce ikincil dilimiz olma yolunda uzun bir yol kat etmişti, böyle de olması gerekirdi çünkü google ingilizceye tepeden inme düştü aramak kelimesinin karşısında durdu ve savaşı kazanıp sözlükte yerini aldı! artık yeni kelimeler türemeye başladı WEB 2.0 kelimeleri olarak önce zihinleri sonra sözlükleri işgal etmeye başladı. Dil sosyalleşiyordu artık!

Sosyalleşme çılgınlığı hız kesmeden bir virüs gibi yayılıyordu, öyle ki son 4 yılda Antivirüs yazılımlarına aktarılan bütçe, antibiyotik sektörüne aktarılanı 4 kez geçmişti! Kendi hastalığından çok bilgisayarının sağlığını düşünen sosyalleşme adayları bilgisayarının bakımına keseyi sonuna kadar açıyordu, artık sosyalleşme dalgası tusinami oldu ilerliyor önüne ne katsa alıp götürüyordu. Durum hiç olmadığı kadar enteresan bir hal almaya başlamıştı ki insanlık hiç görmediklerini son 100 yılda görür oldu, doğa da sınırlarını zorlanıyordu, insan kaynaklı olarak ta sınırlar zorlanıyordu. Dünya ile Güneş arasında artık Atmosfer yoktu! insan yapımı uydular dünya etrafında dolanıyordu ve her geçen gün ortalama 12 tane daha gönderiliyor. Big Brother artık uzaydan güzel bir web cam ile benim evimi gözetleyebiliyor! Doğa da bu dönemde boş durmadı tabi tüm hünerlerini gösterdi Volkanlarını tanıttı şiddetli şiddetli deflarca salladı sonra Tsunami ile serinletti bizi… Herşey sosyalleşiyor!
En büyük değişimi teknoloji gösteriyor, gelenekleri bile eziyor artık eskiye ikinci bir şans bırakmadan yerine geçiyor. Telgrafın lüksü bile ayrı bir hava iken karasal telefonu tarihe gömmek üzere olan yerinden etmek üzere olan iletişim bombalarını ceplerimize soktu, siyah beyaz poloroidlere bakıp gülümserken elimize dijital olanı çerçeve ile sundu! Yüzyıllardır insanlığın içinde büyümekte olan bir dev gibi, sossyalleşme isteği kabarıyordu… ta ki patlayacağı güne kadar. Bu tarih boyunca çağ atlama olarak adlandırılmış dönemlere denk gelmektedir bu yüzden şanslıyız çünkü bir çağın sona erişine ve yeni bir çağın doğuşuna şatihlik ediyoruz! Sosyalleşme çağı bize kapılarını açtı! Tanımadığımız insanlarla bile sanal ortamda konuşur olduk, eş zamanlı görüntülerimizi görür olduk. Yeni nesil için dünya kavramı değişmişti 2 dünya var birisi artık pek zaman ayırmadığımız hayat dediğimiz olgu diğeri ise sanal alem adında bir yalancı bahar… İnsanlar artık cıvıl cıvıl değil, artık hiçbirşey eskisi gibi değil bayramlar bile güzel değil artık, çünkü sanal alemde herkes!!

Artık yeni arkadaşlar var ama hepsi sanal dünyadan gerçektekiler ise birer birer yok oluyor, evlilikler bile artık eskisi kadar sağlam değil. Sosyalleşmenin iyi tarafına odaklanan toplumlar kötü tarafınca gizliden gizliye zarara uğratılıyordu. Her birey artık sanal, ikinci bir bireyden oluşuyor toplum olarak sanallaşıyoruz. Sıkılmadan buraya kadar okuyanlar ve bundan sonrasını okuyacak olanlar zaten bunun en güzel örnekleri olacak. Her toplumda bu etki geleneklere bağlı olarak ufak tefek değişimler gösterdi fakat özünde aynıydı herşey, hatta insanlar değişiyordu… Aşklar MSN’de başlayıp SMS ile bitiyor, Sevgi artık ADSL bağlantısı kadar hassas en ufak yağmurda bağlantı kesiliyor. Ama çok önemli değil gençler için, yenisi bir msn kadar uzakta! Dijital dünyanın elektronları hafıza kavramını siliyor. Bir sonraki hedefi ise duygularımız! Androidlere artık daha yakınız.
Sıkılanlar için belirteyim ki; daha çok yazacağım ve okumak istemezseniz anlarım, uzun zamandır susuyordum ne varsa dökülüyor ağzımdan genelden özele doğru gidiyorum. Birçok sorunun cevabı var buralarda. Zaten her problemin çözümü kendi içinde saklıdır, asıl mesele onu oradan çıkarmak. 2 Nesil arasındaki en büyük ayrımda bu zaten. Artık insanlar problemi çözmek yerine problemi ortadan kaldırmayı seçiyor, görmezden geliyor. Toplum Mühendisleri işini çok güzel yapıyor, Tüm insanlığı aynı anda değiştiriyor ve bunu oyle bir zamana bölmüş ki kendini hiç hissettirmiyor. Illuminati‘ de 1700′ lü yılların başında Fransa’ nın doğusundan bir gecede Dünya’ya yayılmayı başarabilmişti. Günümüzde bile kontrolün bu güç altında olduğunu gösteren tesadüfi delilleri görmezden gelmek saçma olur. Meraklı kesim için; “Lindsay PORTER Who Are The İlluminati“ kitabını tavsiye ederim.
Toplum Mühendislerinin bir sonraki görevi değişim sürecini hızlandırmak, fakat bir yandan da patronun kim olduğunu göstermekti! Bir dev ve arkasındaki takım elbiseli ordusu bu devasa değişim akımını hız kesmeden faklı bir platformdan kontrol etmeye başlıyor. Bütün dünyada bir anda eskimeye yüz tutmuş televizyon ekranlarını Dizi çılgınlığı renklendiriyor… HD izlemek için artık eskileri yetmez olmuştu, yerli ve yabancı dizileri arşivler olduk, Lost ile yatıp Heroes ile kalkıyorduk aralarda serpiştirilmiş onlarca yerli dizi hepsi bir yandan amacına hizmet edip beyin hücrelerimizi temizleyip sonrada orada gormek istediklerini yerleştiriyor… İnsan beyni düşündüğünü yapabilecek kapasiteye sahiptir. Öyleyse komplo teorimi paylaşayım, ben böyle büyük bir gücü yönetsem, Lost dizisindeki gibi hareket eden cennet gibi bir adada yaşamak isterdim, bulunduğum yerden heryere ulaşıyorum nasıl olsa! Heroes dizisindeki gibi sanat harikası yetenekleri savaşçı personele dağıtırım, Prison Break dizisindeki istikrara sahip olurdum, 4400 misali insanları yıllarca elimde tutup daha büyük olmak için deneylerde kullanırdım, onları eve gönderirken de, ceplerine yetenek keseleri koyardım! Kurtlar Vadisindeki kadar saygı görmek isterdim vs vs… uzayıp giden diziler bloğu tabi ki bu olgular dizinin nasıl izlendiği değerine göre değişir amaçtan amaca farklı olur. Saplantılarınız yönlendirir. Tıpkı dizilerin toplum üzerindeki kitlesel değişimine şahit olmak gibi birşey. Bu anlattıklarımda biraz dizi içerisinde ipucu arama yarışı gibi oldu diğer yönden bakarsak Quentin Tarantino misali her filmde görünme tutkusuna benziyor.

Dizi karakteri toplumlar, gerçeklikten ve kalıntılarından yavaş yavaş arınıyor, artık hayat veren atmosfer sanal dünyanın çevresini sarıyor. Dünya üzerindeki günlük iletişimin % 60′ı cep telefonu ve karasal telefon üzerinden gerçekleşiyor. %40′lık kesim internet üzerinden haberleşiyor öyleki bütün bu sistemler, herbir email, herbir telefon konuşması, kısa mesaj veya msn görüşmesi big brother için raporlanıyor… Hepimize GPS taktılar her adımımızdan haberdar oluyorlar. Artık sosyalleşen bir toplum oluyoruz. Her dönem olduğu gibi değişim karşıtları olur, ama daynamaz erir. Birde gözlemciler vardır sanırım onlardan biri oluyorum, artık sadece gözlemliyorum… Böyle oluncada ister istemez beynim parçaların yerini değiştirerek anlamlı kareler oluşturmak istiyor, Nostradamus’un kehanetleri çok ilgimi çekerdi fakat anlamlı kareler oluşturamazdım en iyi sahneyi seçerdek böyle bir güç varsa yıllar sonra gerçekleştirecekleri eylemleri yıllar öncesinden planlamış olabilirler ve çok saygıdeğer Nostradamus’ da donemin ispiyoncularından olabilir. Şahsen ben olsam böyle şeyleri bilipte birilerine anlatamaz durumda olursam sıkıntıya girer yazardım günlük misali… Piri Reis’in haritsında olupta bizim haritamızda volkanik bir patlama ile yok olduğunu düşündüğümüz ada nerede acaba?

Değişim ülkelerin şartlarına göre etkiliyor insanları, Son dönemin popüler sözcüğü oldu “trend“! Şimdi bir yandan da eğitim sektörü içerisinde kendisini gösteriyor sosyalleşme, neredeyse 10 yıldır üniversiteler ile iç içeyim ve gözlemliyorum. Hazırlık sınıflarında başlıyor insanları kaynaştırma dersleri(!) fazlasca sıkı fıkı olmaya mecbur ediliyor gençler, Toplum mühendisleri toplumu hamur gibi yoğurup şekil veriyor. Web üzerindeki etki ve oluşumları yakından takip ediyor, boş zamanı çok olan topluluk. Bloglardan tutunda sosyalleşme adı altında oluşturulan topluluklar biribirlerini tanımayan insanlarıın sırlarına kadar döktüğü ortamlar oluyor. Annemizin öğütlerini dinlemiyoruz artık aman evladım yabancılarla konuşma demiyormuydu hep bize? Sonuçları mı? artan siber suçlar birbirlerini hiç tanımayan insanlardan oluşan topluluklar sanal arkadaşlar sanal aileler…

Blog yazan kesimi iki grupta ele alacak olursak bunları Türk Blog yazarları ve diğerleri diye ayırmak en mantıklısı olur. Türk yazarlara değinmeden önce belirteyim çok ses çıksa bile gerçekleri göz ardı etmeden çıkarmak lazım o sesi. Hiçbir yerli bloğu aktif olarak takip etmiyorum, ama yerli sosyal imleme sitelerini hergün takip ediyorum ve zaten aynı bloglar dönüp duruyor listede. Hiç eğitimini almadan hatta kitap kapağı açmamış insanlardan CSS dersleri web ve grafik dersleri, yarım yamalak ingilizce si ile çevirmeye çalıştığı yazılar ile içerik oluşturmaya çalışan topluluklar, hatta öyle ki her kesimden insanı barındırıyor içerisinde ev hanımından tutunda kuru temizlemecisine kadar herkes bloglar ile haşır neşir olmuş, her lise öğrencisi blog açmış. İçerikler hep aynı hatta öyle ki; İnsanların düşüncelerini Google belirler olmuş. Google ile yaşar olmuş Blog yazarları, kopya içerikle hak sahibini geride bırakır olmuşlar. Adsensle yatıp Adwords ile kalkan bir blog çılgınlığı almış başını gidiyor. Herşeyin online bir kopyasını bulmak artık mümkün, Türkler her projeyi kopyalar olmuş. İcerik dahil tüm değerler kopyalanıyor.
Bazı bloglarda gördüm ki orjinal haberi çevirememiş ve sadece resimleri koymuş kendince bişeyler yazmış kendi bloğunun yazısını yazmış hitini saymakla meşgul birçoğu, tabiki istisnai durumlar var bunların içerisinde ama oldukça az bir kesimi temsil ediyor bu istisnalar. “Ben Yaptim” edasındaki arkadaşlar orjinal kaynağı sanki kimseler okumayacak görmeyecek düşüncesi ile, aynen çevirip ben yaptım! deme cürretini gösterip rant bekliyor! Türkçe blog yazmama gerek yok çünkü bukadar yapan varken bana iş düşmez diye düşünüyorum. 2 Üniversite bitireceğim diye ağarttığım saçlara boşuna sıkıntıya girip karlar yağdırmışım herkes yapabiliyormuş! Eğitimini almadan da işin matematiğini bilimini bilmeden de oluyormuş herşey… Önyargılı ve kopyacılığa hileye alışmış damarlarında kurnazlık buharları dolaşan birçok insan ne olursa olsun kopyalamaktan çekinmiyor. Yönetimini üstlendiğim bloglaran birtanesinde Webmasterlar için premium wordpress teması yarışması düzenledik developer lisansı veriyoruz ve katılım oldukça tatmin ediciydi eğlenceli ve etkileşim içinde geçen 15 gün sonunda benzer birşeyi Listeniz.Net aracılığı ile yaptığımızda çok ilginç ve bir okadarda üzücü mesajlar aldık mailler okuduk. Bu temaların warezlere düştüğünü bunun yerine parasını vermemiz gerektiğini hatta küfürleri bile duyduk spekülasyonlar laf kalabalıkları ve benzeri birçok şey, nedir bu alıp verememe bir türlü anlam veremedim amaç ödül değildi amaç eğlenceydi ama gözlemlerime göre Türk Blog yazarları eğlence kavramını unutmuş, aynı aktivitede yabancı blog üzerinde eğlence odaklı bir çekişme yaşanırken burada hediyelere odaklanmış garip bir çekememe yaşanmaktaydı.
Türkçe sosyal imlemelere bakarsak hepsi bir diğerinin klonu neden farklı bir fikir yok? blog yazarları aynı döngü içerisinde savrulup duruyor. Teknorati klonumuzu ele alalım blog yazarlarını bir araya getirdiğini söyleyen fakat alakası olmayan blog yazarlarının forumunda kavgalar ettiği hatta birbirlerine hakaretler savurduğu bir ortam, algoritması belli olmayan bir toplist edası ile halen ilk 20si değişmemiş blogbahcesi(!) Daha sonra orjinali mashable’in kopysı olma yolunda ilerleyen ve insanlara yazı yazdıkları için para ödediğini iddia edipte yazı yazmalarını sağlayan bataryalı(!) network oluşumları var. Hal böyle olunca para için yazanlar bazen öyle güzel saçmalıklar ile dolduruyor ki aynı şeyleri defalarca okuyorsunuz yada alakasız yalan yanlış bilgilere maruz kalıyorsunuz. Hazır eleştirilere başlamışken blogları ve çevresinde gelişenleri ele alalım; Her yazarın SEO uzmanı olduğu blog yazarları topluluğunda halen açılımının ne anlama geldiğini bilmeden SEO üzerine sayfalarca yazanlar var, basit aslında eğer sen arama motoroundan birisini sayfana çekip bu yazıyı bu satırına kadar okutabiliyorsan SEO için büyük bir gelişme kat etmişindir! Aslında ben herkesin izlediği yolu izlemeyi pek sevmem özel olan daha güzeldir. Popülaritenin ve hitin kriter olduğu web ortamında çok ziyaretçiye ihtiyacım yok aslında, benim amacım boş ziyaretçiden çok buralardan bişeyler öğrenen zaman geçiren sadık ziyaretçi dediğimiz kesime hitap etmek. Türk blog yazarları içinse önemli olan çok ziyaretçi gelsin gitsin önemli değil hatta reklamlarada tıklayıp gitsin ki google 3-5 cent versin, blogların birçoğunun yapılış amacı bu değilmi zaten! Üretici bir toplumken bir anda tembelliği seçen Türk halkı bu becerisini artık her alanda gösteriyor ve tüketici olmanın tüm vasıflarını üzerinde taşıyor.
Çevresinden kopup gece gündüz blogları için içerik toplayan kesim, insanlara faydalı olmaktan çok kendileri başta olmak üzere herkese zarar veriyor. Emek harcamış saatleri harcamış birisi yazısını tamamlayıp gönderdiği anda kopyacılar vakit kaybetmeden hemen yalan yanlış eksik veya gereksiz bilgiler ile onlarca kopyasını üretiyor. Deneme yanılma yolu ile gözlemlediğim bu olgu beni çok rahatsız etti, denemek için yayınladığım asparagas bir haber bile iki gün sonra çok farklı bir biçimde kopyacıların ellerinde işlenmişti! Gündemi ne meşgul ediyorsa bu tüketici ellerde görebiliriz anında hepsinde birden ortaya çıkar. Youtube kapatılıp açıldı bugüne kadar defalarca oldu ama hala yazmaktan bıkmadı insanlar, zaten girenler kapalı olduğunu görebiliyorken linkler ile tescil edilip birde haberi geniş tutmak için kapatma metni habere iliştirilir. Bundan sıkılmadı mı insanlar çok merak ediyorum. Öyle ki bukadar saçma bir durumu haber niteliğinde seçgin bir haber sitesinde de bir kopyacı blog edası ile görülebiliyor.
RSS reader’ımda ki 750′ye yakın blog içerisinde çok nadir aynı haberlere ve aynı bilgilere rastlarken Türk yazarları takip ettiğimde gördüm ki aslında kalte ile alakası olmayan ve değerli sınıfında asla bulunmayan postlar ile karşılaşıyorum. 3 gün önce okuduğum Ajax ipuçlarını ben yaptım ben yaptım diye bağıran bir kopyacı kendi bloğunda yayınlamaktan hiç çekinmiyor. Burada bahsettiklerime istisna bir kaç seçkin diye nitelendirebileceğim özgün Türk blogda mevcut, bunlar grur verici fakat geneli utanç verici bir durum. Adsense odaklı ve kar amacı ile yapılmış bir iş nekadar yardımcı olabilir ki? Amaç farklı olmadığı sürece bu işlem devam edip gidecek. Hergün kopya projelere bir yenisi eklenecek… Üretmekten çok uzak olan blog yazarları çeviri işlemlerinde de oldukça kötüler düzgün bir çeviri elbetteki amaca hizmet eden bir yoldur, fakat neden olduğunu henüz anlayamadığım sebeplerden dolayı çeviriler sanki tek bir ağızdan çıkıyormuşcasına yer alıyor bloglarda. Deyim çevirmeyi bilmeyen arkadaşlar oldukça eğlendirici işler çıkarıyorlar ortaya. Bir çok örnek mevcut bununla ilgili en son rastladıklarımdan birtanesi; “53 Killer Photoshop Illustrator Effects and Tutorials” başlığını direk olarak “53 Öldürücü Photoshop ve illustrator efekti” olarak çevrilmiş olduğunu görmek oldukça garip bir olgu. Öldürücü yerine seçilebilecek onca sözcük varken, sözlükten bakıpta ilk anlamını oraya iliştirmek pek hoş olmamış. Çeviriler ile ilgili örnekler hergün defalarca karşımıza çıkıyor.
Blog yazarlarının hit kapılarından birisi süphesiz ki sosyal ilmele siteleri, eğer rastgele seçilmiş 3 yerli sosyal imleme sitesinde görüyoruz ki birisi bloğuna bir post eklediğinde sistematik olarak bütün imleme sitelerine gönderiyor. A imleme sitesinde ve B imleme sitesinde aynı sıralamayı görmek çok can sıkıcı. Örnekleri direk olarak verip kimseyi rencide etmek istemediğimden dolayı sadece tanık olduğum bazı ilginç durumlardan bahsedeceğim(istisnayi durumlar hariç). Rastgele girdiğim bloglardan birtanesinde gördüğüm birşeyde hiç yazı olmaması blog yazarımız blogunda anlamsız dizilişlerde resimler yayınlıyor, durum çok ilginç geldi ve birazcık araştırdım bu bloğun amacının ne olduğunu kısa bir araştırma ile buldum, Blog yazarımız günlük 150-200 hite sahip bloğunda konu başlıkları ve altında onlarca resimle bloğunu sürekli güncelliyor ve pek bir amaca hizmet ettiği söylenemez fakat adsense kodunu takip ettiğimizde görüyoruz ki; aynı kod benzer 5 farklı sitede daha kullanılıyor böylece bir konu başlığı 5-10 resim ve aralara serpiştirilmiş adsense reklamları ile birbirine benzer 4 farklı site ve yabancı kaynaklı hit için de bir adet konu başlıklarının ingilizce olduğu bir site ile faliyetlerini 5 site üzerinden sürdüren arkadaş sanırım hitinin artmasını beklemek yerine 5 ayrı blog kurup toplamda 1000 üzeri bir hit ile gelirini artırmayı planlıyor. Ben bunları yazarken eğer bir yenisini açmadıysa şuanda akıllı blog yazarımız adsense gelirinin daha verimli nasıl artırırım olgusu üzerine kafa patlartıyordur. Farklı bir yöntem ilginç bir yaklaşım(!) Şöyle bir strateji de izleyebilirdi; 1000 adet domain ve bir host alıp her birine blog açıp adsense kodlarını yerleştirse ve ortalama 250 hiti olsa bununda %2′si tıklansa en ucuz reklamlar da bizim bu şanslı arkadaşa çıksa ve reklam başına 0.01$ alsa günlük ortalama adsense geliri 50$ ayda 1500$ yapar yılda 18000$ ile kendisine hatırı sayılır bir gelir elde edebilir(!) Darısı bize ve diğer akıllı SEO uzmanlarına(!).

Kategori kategori, kesim kesim o kadar çok blog yazarı var ki tarif etmekle bitmez, en ilginç Türk yazarlarımızdan devam edelim. Bir arkadaş bloğunda video tutorial ile birilerine bildiklerini aktarmak istemiş ama videoyu izlediğimde bildiklerimi unuttum! Video’dan bir replik “eeee şimdi biz burada ııı neyse sonraki aşamada…” diye devam eden bir video. Arkadaşın emeğine saygım sonsuz kendisini tebrik ediyorum ama eksikleri çok fazla, ben bundan sonra bloğumda artık bu işlemler nasıl yapılmalı biraz bilgilendirici yazılara yervereceğim. Çünkü video hazırlanırken seslendirmeyi daha sonra yaparsanız ve montajlarsanız daha etkili ve anlaşılır videolar çıkarırsınız ortaya. Mesala biraz önce tanık olduğum bir blogdan direk link ile durumu özetleyelim. Arkadaş bunu yayınlamanın heyecanı ile haberin orjinali okumadan bir resim ve asparagas bir haberle bir düşünceyi sanki gerçekte var olmuş gibi algılamış ve diğer çoğunlukta bulunan blog yazarları gibi sadece yazmış olmak için yazmış. Londra’dan bakınca New York’u gösteren teleskop(muş). Haberin orjinalini geçen hafta CNN.com‘da okumuştum fakat bu şekilde kopyalanacağı hiç aklımın ucundan geçmezdi. Türk blog yazarları resmen kulaktan kulağa oynuyor(!) yukarıda yazdıklarımdan canlı bir kesit bu, yakaladıkça yazımın ilerleyen kısımlarında karşımıza çıkar bu tip örnekler.
Biraz önce yanlışlıkla girdiğim bir blogda okuduğum haberleri eksiksiz kelime kelime aynen okuyormuşum gibi geldi. İçeriği aynen klonlayan arkadaş sadece sitenin adını “Yuvarlak.Net” olarak seçmiş bence yaptığı işe uygun bir isim seçmiş. Bildirgeç’den direk copy-paste yaptığı haberleri birde sosyal imleme sitelerinde bangır bangır anons etmiş. Aman ne güzel de yapmış. Yazdığım o kadar yazının hiçte boşa olmadığını görmek beni pişmiş kelle gibi sırıtan bir hale soktu. Yazıda bahsettiğim blog yazarları arasında olmamak gerek(!) Bu işi geröekten isteyerek gönülden yapan insanlar da yok değil bunlar bir elin parmaklarını geçmez saygıyı hak eden blog yazarları. Yazılacak çok şey var ama uzatmak istemiyorum bundan sonraki yazılarımda ara ara bahsederim gözlemlerimi yansıtırım kimseyi kızdırmak değil amacım ama eminim ki kızanlar olacaktır. Kendini blog yazarı olarak tanımlayan fakat benim sadece birkaç amaçsız insan diye nitelendirdiğim guruptan 3-5 kişinin bana kızması benim söylediklerimde haklı olduğum gerçeğini değiştirmeyecektir.

Türkçe blog yazmam çünkü; herkes herşeyi çok iyi biliyor ve yazıyor, eğitimini alan da konuşuyor, almayan da, milletcek uzman ruhu var hepimizde. 2 satır yazamayan, bir düşünceyi üretip geliştirip ortaya yeni fikirler atamayan, yüzlerce uzaman blog yazarı varken bana gerek yok. Nitekim içlerinde volkan taşıyorlar her an patlayabilir kopyalama istekleri. Bir gün içerisindeki 24 saat yetmiyor, üretmeliyim fikir üretip çözümler bulmalıyım diye uyku nedir unuttum, insanlar bırakın üretmeyi, başkasının ürettiğinide tüketebilmek derdinde. Düşünmeyen, problem çözemeyen, okumayan ve üretmeyen bir nesilin ellerinde gelecek…
Biraz sıkıcı, biraz masalcı, biraz stemkar, komplo teorileri ile ilginç, acı ama gerçek olguları ile uzun bir yazı oldu zaten sıkılmadan buraya kadar okuyabildiyseniz hala diğer insanlardan kopyacı emek hırsızlarından veya umursamaz vurdum duymaz genç nesilden daha duyarlı ve farklı olduğunuz şüphe götürmez bir gerçektir. Yazacak çok fazla nokta var ama… Blogu kişisel yazılarım için kullanmıyordum ama sanırım bu ilk ve son ihlalim olur. Okuyan herkese teşekkür ederim çok sıktım biliyorum… Sırf sıkılmayasınız diye resimler ekledim(!)
Pavlow Vinelli
Listeniz.Net







şu bildirgeç illeti yok mu.
kasıp kavuruyor ortalığı
söylenecek “çok” şeyin birçoğunu söylemişsiniz elinize sağlık.
SEO denilen olay yüzünden onbinlerce (iyimsermiyim!!) spam blog ve yüzbinlerce spam yazı yayınlanıyor. Hiç unutmam geçen senenin oss sınavının yapıldığı gün “2007 oss sonuçları başlıklı” içerisinde şu tarihte açıklanacak diye yazan bir yazı çok popüler bir blogda yayınlanmıştı. açıkcası bu seo,pr,adsense üçlüsü türk blog yazarlarını fena halde bozdu.
son blog ödülleri denilen oluşumda bile körler sağırlar birbirini ağırladı .
bir blog için en önemli olay “içerik” olmalıydı. hemde “eşsiz” içerik.. ama henüz türkiye sınırları içinde en önemli olan adsense ve seo
umarım ilerde -kendim dahil- hepimiz daha güzel içerikli yazılar yazarak günlük tutabiliriz..
Ben bu yazının üstüne ekranın “power” tuşuna basar mal mal ekrana bakarım. O derece etkilendim yani. Beynimde dolaşan tüm hereyi bir anda dile getirmişsin. Ortalık çöplüğe döndü her zamanki gibi. Forum zamanında da birbirini kopya eden tipik forumlar vardı şimdi de blog versiyonları var ve yarın yeni bir naylon versiyon ile karşımıza çıkacaklar.
Ulan! bilgisayar başında geçirdiğin o boş vakite acımıyorsan boşa elektrik yakma da milli gelirin içine etmeyin
Ne diyebilirim ki, tek kelime ile akılcı olmuş aslında anlatmak itediğinizi anlayabilecek kesime hitap etmiyor. Blog yazarları malesef eğitimsiz ve bilinçli değil ve bir çoğu çocuk. Amaç elde edilecek gelir olduğu için kalite ülkemizde çok düşük. Beyin göçüne karşıydım fakat son 2 yıldaki olumsuz geliştirmeler beyin göçünü destekler hale getirdi beni. Eğer düşünebiliyor ve üretebiliyorsanız gidin kendinizi geliştirin. Bu ülkede kalmak körelmektir. Kopyacı doc. prof. olunabiliyor artık bu ülkede projeler bile kopya.
Yazının son paragrafında ”hala diğer insanlardan kopyacı emek hırsızlarından veya umursamaz vurdum duymaz genç nesilden daha duyarlı ve farklı olduğunuz şüphe götürmez bir gerçektir” cümlesini okuduktan sonra daha da pekinleştirdi, aynı fikirleri taşıdığımız kanaati. Teşekkür ve tebrik ederim yazılanların bir çoğuna katılıyorum. Ama yarım yamalak ingilizceleri ile lafına alındım benim ingilizcemde yarım yamalak ve bir forum sitem var joomla yı smf i yarım yamalak ingilizcem ile öğrenip uygulamaya başladım, şu andada Drupal öğrenmeye çalışıyorum. Zaten yazıyla drupal hakkında ders ararken karşılaştım. Bunlara ek olarak bir üniversite bile bitirmedim tabiiki isterdim ama ekonomik durumlar, imkan mevzuları, TC şartları vs. İyikide yarım yamalak ingilizcem var, ve iyikide yarım yamalakta olsa öğrenmeye çalışıyoruz diyorum. Öğrenme tutkusuyla uykusundan vazgeçen herkes bence yazıdaki eleştirilen kesime girmiyor. Eğitim şart ! ama örgün olması şart değil. Saygılar
Emrah bey alınmanız yersiz çünkü benim bahsettiğim kesim zaten yazı içerinde mevcut. Mantığını işletmeyen insanlardan bahsediyorum kendisini geliştirmeyip üretmekten uzak tüketim yanlısı kesimi ele aldım. Öğrenmeye çalışmak ve öğrenmeyi istemek kutsal bir olgudur. Zaten Üniversiteler rant kavgası içerisinde kaybolmuş gitmiş eğitimin yerini maddiyat almış…
konu hakkında son zamanlarda okuduğum en iyi yazıydı. teşekkür ederim.
Bende sıkıldım artık, youtube yine kapandı haberlerinden RSS im de sadece Türkçe 29 blog var. Youtube kapandı yazanların bir çoğunu çıkardım RSS den
Çinli blogları takip ediyorum, adamlar deprem bölgesine gidip araştırma yapıyorlar ve oldukça popülerler Çindeki TV ler onlarla röportaj yapıyorlar v.s. Blogda kaliteyi arttırmak gerekiyor.
Yazı için ellerinize sağlık biz okurken yorulduk ama yazmak daha zor
yatay olarak sayfanızda “scroll bar” oluşmuş. çirkin bir görüntü.
“kodlarım” demişsiniz diye bu sorunu bildiriyorum
Sayin Yasemen o sizin çüzünürlüğünüzden kaynaklanıyor
artık günümüzde neredeyse bütün monitorler LCD ve büyük ekran ve min standart çözünürlük 16:9(10) 1280×768 veya 4:3 1280×1024 olduğunu düşünürsek sanırım sorun yok. Ki çalıştığım sistem 2560×1600 ve ayni şekilde laptop 1920×1200 bu durumda bile kodlamaları 1280 formda hazırlıyorum fakat, sizin çözünürlüğünüz görüyorum ki 1024×768, firefox ile giriş yapmışınız XP kullanıyorsunuz eğer IE6 ile denerseniz bu seferde PNG resimlerin transperent özelliğini göremezsiniz o zaman daha kötü görünür sayfa
sanırım sorun benden kaynaklanmıyor. Nasıl uygulamaları ve çalışmalarımızı browserlerin ve standartların gelişimine ayak uydurup düzenliyorsak, donanımızıda bu yönde geliştirmeliyiz, yoksa hep bir taraftan eksik kalır. Uyarınız için teşekkürler.
Gerçekten zaman, düşünce harcanmış güzel ve orjinal bir yazı tebrik ederim.
Çok uzunca zamandır blog ve forumlar içerisinde okuduğum en düzgün yazı sanırım. Gerçekten ben dahil çevremdeki pek çok insanın düşüncelerine tercüman olmuşsunuz. Zira, ben bir sosyoloğum, tarih üzerinde yükseklisans yapıyorum ve bir noktada internette aradığım herhangi birşeyi bulmak için 2 saat harcamam gerekiyor artık gerçek bir kaynağa ulaşabilmek için (tabi bu internet konusundaki yetersizliğimden de kaynaklanıyor olabilir
)
Yazınız içerisinde geçen pek çok konu beni yazı yazmaktan alıkoyan şeyler. En başta, yazdığım bir yazının elden ele dolaşması… Bilginin anonim bir şekilde yayılması, eğer bilgilendirici olacaksa pek sorun değil, ancak insanların bu durum üzerinden kendilerine prim yapmaya çalışmaları, alakasız forum sitelerinde (içeriğinde ilgili ilgisiz yüzlerce konu başlığı bulunan) yazılarımı görmek bir hayal kırıklığı benim için. Çünkü, yazımın savunduğu görüşün aksi hemen bir alt başlıkta veya forumun bir başka bölümünde, veyahût blogun başka bir yazısında bulunuyor, görüyorum bunu.
Bunun için internet sitemi sürekli geliştirmeye çalışıyorum. Bir dönem grafikerlik yaptığımdan, halen de para kazanmak için tanıdık…vb. için tasarımlar yapma çabamdan dolayı bir noktaya kadar elimden geldiğince sitemde bir şeyler yapmaya çalışıyorum ve bir şekilde durumun önüne geçmeye çalışıyorum.
Bunun yanında, yazının değindiği, toplum yapısı, sosyal değerler, ve diğer pek çok konuda uzun uzun yazmak gerekir ki, yazıdan uzunca bir yorum gerektirebilir sanırım bu
Yazınız için yeniden teşekkür ederim ve en içten dileklerim ile, umarım insanlar bir an önce bu post-modern iletişim araçlarını ve sistem içerisinde zamanın suyunu çıkartırcasına en üst düzeyde fayda sağlayarak onu kullanma çabalarını bir kenara bırakırlar ve bu hayatta belirleyici olanın insanın kendisi olduğunu ve bir kere yaşadıklarını hatırlarlar bir an önce….
En güzeli de Türkçe bilmeyen ve yazamayan blog yazarlarının yazıyı destekler nitelikte yorumlar yazmaları olmuş.
Gel vatandaş, ironiye gel…
Gelelim yazıya…
Yer yer ironik olsa da keyifle okuduğumu belirtmek isterim.
İçelim sosyalleşelim. =)
Gerçekleri dile getirdiğin teşekkürler, İngilizce yakında birinci dilimiz olursa şaşırmayın
Okuyucum, izleyicim, kankam, hayran kitlem yok. Sadece ben ve diğer kişiliklerim var.
Forumlarda filan herkesin her istediğini yaptım ama kimse gelip de benim bin kelimelik hikayemi okumadı. Üstelik onları buna zorlamıştım.
güzel bi paylaşım olmuş
Güzel bir makale olmuş teşekkür ederiz.